Bir belediye başkanının yakasına takılan rozet, bazen yalnızca onun siyasi tercihini anlatmaz. O başkanı seçen insanların güvenine, onun için çalışan örgütün emeğine ve kendisine kefil olan liderin muhakemesine dair de çok şey söyler.

Cemil Tugay’ın 7 Ekim’de Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden AK Parti rozetini takarak bu partiye katılması, İzmir açısından tam da böyle bir kırılmadır. 2024’te CHP adayı olarak seçilen bir başkanın iktidar partisine geçişi, seçmenin kendisine verdiği yetkiyi hangi siyasi anlayış içinde kullanacağı sorusunu yeniden gündeme getiriyor.

İzmirli sandık başına giderken yalnızca bir isim seçmedi. Bir siyasi programa, bir belediyecilik anlayışına ve bir partiye duyduğu güvenle tercih yaptı. O tercihin ardından başkanın karşı siyasi safa geçmesi, seçmenin onayını yeniden almadan temsil ilişkisinin temelini değiştirmektir.

Benim itirazım tam da buradadır: Seçmen, verdiği oyun belediye başkanının kişisel siyasi yolculuğunda sınırsız bir kullanım hakkına dönüşmesini kabul etmek zorunda değildir.

CEMİL TUGAY, BU KARARININ HESABINI İZMİRLİYE VERMELİDİR

Kendisine oy veren insanlara, seçim kampanyasında savunduğu siyasi çizgiden neden ayrıldığını açıkça anlatmalıdır. Bir rozet töreni, bu açıklamanın yerini tutamaz.

Üstelik mesele yalnızca Tugay’ın kararıyla sınırlı değildir. Bu karar, onu İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday gösteren siyasi iradenin sorumluluğunu da gündeme getiriyor.

Özgür Özel, 2024’te Cemil Tugay’ı İzmir’e önerirken sıradan bir aday açıklamıyordu. Tunç Soyer’in yerine yeni bir isim tercih ediyor, bu tercihi değişim iddiasının parçası olarak sunuyordu. Tugay’ı MYK’ya öneren de Özel’di; adaylık parti kurullarının kararıyla kesinleşti.

Dolayısıyla bugün sorulması gereken soru açıktır: İzmir için böylesine önemli bir tercih yapılırken hangi ölçütlere bakıldı, hangi değerlendirmeler yapıldı ve bu değerlendirmenin siyasi sorumluluğunu kim üstlenecek?

Özel’in o dönemdeki açıklamasını da hatırlamak gerekir. Tugay tercihinin anket sonuçlarına dayandığını, adayların karşılaştırıldığı araştırmada Tugay’ın Soyer’in önünde çıktığını söyledi. Bu gerekçeyi yok sayarak adaylığın yalnızca kurultay desteğinin karşılığı olduğu ise apaçıktır. İzmir Cemil Tugay'ın "KILIÇ HAKKIYDI"

ANKET GEREKÇESİ, SİYASİ SORUMLULUĞU ORTADAN KALDIRMAZ.

Anket, seçmenin belirli bir andaki eğilimini ölçer. Bir adayın siyasi tutarlılığını, kriz anındaki davranışını ve temsil ettiği çizgiyle kurduğu ilişkinin sağlamlığını değerlendirmek ise yönetimin görevidir. Aday belirlemek, seçim günü kazanabilecek ismi bulmanın ötesinde bir sorumluluktur. O yetkiyi seçimden sonra nasıl kullanacağını da tartmayı gerektirir.

Kimse bir genel başkandan geleceği kusursuz biçimde bilmesini bekleyemez. Fakat kendi tercihinin sonuçlarını değerlendirmesi, seçmene açıklama yapması ve aday belirleme yöntemini sorgulaması beklenir.

Tunç Soyer’in süreçle ilgili eleştirileri de bu nedenle yeniden önem kazanıyor. Soyer, aday gösterilmeyeceğinin kendisine MYK toplantısından beş dakika önce bildirildiğini söylemiş, araştırmaların yöntemi ve örgütün görüşlerinin dikkate alınması konusunda itirazlarını dile getirmişti. Bunlar Soyer’in değerlendirmeleridir; ancak adaylık sürecinde şeffaflık tartışmasının o gün de bulunduğunu gösterir.

KILIÇDAROĞLU UYARMIŞTI

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dönemin Genel Başkanı Özgür Özel' ofis ziyaretinde uyardığı, Cemil Tugay'ı 2019 da Karşıyaka Belediyesi'ne aday göstermekle yanlış yaptıklarını , Tugay'ın Mehmet Cengiz ve iktidara yakın müteahhitlerle iş tuttuğunu anlatıyor. Bu uyarılara rağmen Özgür Özel bırakın Karşıyaka Belediyesi'ni , kendisine adeta ödül vererek Büyükşehir adayı yapıyor.

Bugün geriye dönüp bakarken her itirazı haklı, her kararı kasıtlı ilan etmek kolaydır. Asıl ihtiyaç, kararın nasıl alındığını açıkça ortaya koymaktır. Örgüt hangi aşamada dinlendi? Anketlerin yanında hangi siyasi ölçütler kullanıldı? Adayın seçmene karşı sorumluluğu nasıl değerlendirildi?

Özgür Özel, Tugay’ın parti değiştirme kararından doğrudan sorumlu tutulamaz; o kararın sahibi Tugay’dır. Fakat Tugay’ı aday olarak tercih etmesinin siyasi hesabından da muaf değildir. Seçim başarısına sahip çıkan bir liderlik, o başarının ardından ortaya çıkan temsil krizini de sahiplenmek zorundadır.

AK Parti açısından da ortada cevaplanması gereken bir demokrasi meselesi vardır. Başka bir partinin adayı olarak seçilmiş bir başkanın katılımını, İzmir seçmeninin AK Parti’ye verdiği yeni bir yetki gibi sunmak mümkün değildir. Böyle bir yetkiyi verecek olan yine İzmirli seçmendir.

İzmir’in ulaşım, altyapı, çevre ve yaşam maliyeti sorunları çözüm bekliyor. Merkezi yönetimle iş birliği yapmak belediye başkanının görevidir. Kamu hizmetine erişimin parti rozetine bağlı olduğu düşüncesini normalleştirmek ise seçmenin eşit hizmet beklentisini zedeler.

Cemil Tugay’ın önünde seçmene açıklama yapma sorumluluğu var. Özgür Özel’in önünde ise kendi aday tercihinin ve aday belirleme anlayışının hesabını verme sorumluluğu.

Çünkü İzmir, siyasi liderlerin birbirine devredebileceği bir makam değildir. O makamın sahibi, sandıkta söz söyleyen halktır.

Rozeti takan da, o rozete giden yolu açan aday tercihinin sahibi de İzmirlinin sorularına cevap vermelidir.