SANDIK CHP’YE, BELEDİYE AK PARTİ’YE: BU TERCİHLERİN HESABINI KİM VERECEK?

Bir seçmen düşünün…

Sandığa gidiyor, iktidarın politikalarına itiraz ediyor, değişim istiyor ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayına oy veriyor. Aylar sonra televizyonu açtığında, seçtiği belediye başkanının yakasında AK Parti rozeti görüyor.

Seçmenin tercihi aynı yerde duruyor; başkanın siyasi adresi değişiyor.

Peki, o sandıkta verilen sözler ne olacak?

CHP’den seçilip AK Parti’ye geçen belediye başkanlarının yarattığı tartışma, basit bir parti değiştirme meselesinin çok ötesindedir. Burada sorgulanması gereken, seçmenden alınan yetkinin hangi siyasi anlayış adına kullanıldığıdır.

Belediye başkanlığı, sahibinin istediği yere taşıyabileceği kişisel bir mülk değildir. O makamda örgütün emeği, gönüllülerin alın teri ve seçmenin umudu vardır. Seçim boyunca iktidara alternatif olduğunu söyleyip seçildikten sonra iktidarın saflarına katılan bir başkan, önce kendisine oy veren insanlara açıklama borçludur.

“Hizmet etmek için geçtim” demek, bu borcu kapatmaz.

Çünkü bu gerekçe, vatandaşın önüne ağır bir soru koyar: Muhalefet partisinin yönettiği bir belediye hizmet alamıyor mu? Kamu kaynaklarına ulaşmanın şartı iktidar rozetini takmak mı?

Eğer öyleyse, bunun karşısında mücadele etmek gerekir. Seçmenin verdiği siyasi yetkiyi başka bir partiye taşımak, bu soruna demokratik bir çözüm sunmaz.

Ancak hesap yalnızca parti değiştiren başkanlardan sorulamaz.

Bugün Yeni Parti Genel Başkanı olan Özgür Özel’in de CHP Genel Başkanlığı dönemindeki aday tercihleri bakımından siyasi sorumluluğu vardır. Başarı sahiplenilirken aday belirleme yetkisiyle övünüp, sorun çıktığında bütün sorumluluğu giden kişilerin karakterine yüklemek yeterli değildir.

Sayın Özel, seçmene şu soruların cevabını vermelidir:

Bu isimler hangi ölçütlerle aday gösterildi? Yerel örgütlerin görüşleri ne ölçüde dikkate alındı? Siyasi geçmişleri, belediyecilik anlayışları ve parti programına bağlılıkları nasıl değerlendirildi? Aday belirleme sürecinde yapılan itirazlar varsa, bunlar nasıl ele alındı?

Bir adayın seçimi kazanabilecek olması elbette önemlidir. Fakat kazandıktan sonra hangi ilkelerle yöneteceği de en az bunun kadar önemlidir.

Sandığı kazanmak için yapılan tercih, sandıktan çıkan iradenin daha sonra başka bir siyasi adrese taşınmasına kapı açıyorsa, aday belirleme anlayışı ciddi biçimde sorgulanmalıdır.

Benim eleştirim tam da buradadır: Seçilebilirliği siyasi tutarlılığın önüne koyan her tercih, seçmene uzun vadede ağır bir bedel ödetebilir.

Elbette bütün adayları tek bir kişi belirlemedi. Parti kurulları, yerel dengeler ve geçmiş yönetimlerin tercihleri de bu tablonun parçasıdır. Fakat genel başkanlık makamı, bu kararların siyasi sorumluluğunu taşır. Yetki ortak kullanılmış olsa bile liderin hesap verme yükümlülüğü ortadan kalkmaz.

Parti değiştiren başkanlar hakkında baskı iddiaları da gündeme getiriliyor. Somut baskı varsa açıklanmalı, belgelenmeli ve karşısında durulmalıdır. Ancak bu tartışma, aday seçimindeki hataların değerlendirilmesini engellememelidir. Hem dışarıdan gelen baskılarla mücadele etmek hem içeride yapılan yanlışlarla yüzleşmek mümkündür.

Özgür Özel açısından yeni bir parti kurmak da geçmişteki tercihlerin muhasebesini gereksiz kılmaz.

Yeni bir siyasi başlangıcın inandırıcılığı, eski hatalardan hangi derslerin çıkarıldığıyla ölçülür. Üyeye söz hakkı vaat ediliyorsa, aday belirleme süreçlerinde de bunun karşılığı olmalıdır. Liyakat savunuluyorsa, yakınlık ve kişisel sadakat üzerinden yürüyen siyaset anlayışı sorgulanmalıdır.

Muhalefetin ihtiyacı, seçim gecesi zafer fotoğrafına girip ilk güçlükte başka saflara geçen kadrolar değildir. Seçmene verdiği sözü taşıyabilecek, kamu yararını savunabilecek ve siyasi tercihinin arkasında durabilecek insanlardır.

AK Parti de bu transferleri başarı olarak sunarken seçmenin iradesine ilişkin soruları cevaplamak zorundadır. Sandıkta rakibine verilen desteğin, sonradan düzenlenen rozet törenleriyle kendi hanesine yazılması, demokratik temsil bakımından eleştiriyi hak eder.

Bu tablonun en ağır yükünü ise seçmen taşıyor.

Adayı belirleyenler yollarına devam ediyor. Parti değiştirenler yeni kürsülerde konuşuyor. Mahallesinde kapı kapı dolaşan, seçim günü sandık bekleyen, değişim umuduyla oy veren yurttaş ise kendisine verilen sözün neden tutulmadığını anlamaya çalışıyor.

Bu yüzden hem giden başkanlara hem onları aday gösteren siyasi yönetime hesap sorulmalıdır.

Birine “Neden gittiniz?”, diğerine “Neden bu isimleri tercih ettiniz?” diye sormadan bu tartışma tamamlanamaz.

Sayın Özgür Özel, seçmenin beklediği yalnızca yeni bir vaat değildir. Geçmişteki yanlış tercihlerin açık bir muhasebesidir.

Çünkü siyasi güven, hataların üzerini örterek kurulmaz.

Seçmenin oyunu isteyen, o oyun sorumluluğunu da taşımalıdır.