Bosna Hersek seçimlere giderken sorduğumuz soru şuydu: Dayton’un kilidini kim açacak?
Seçim gecesi ortaya çıkan tablo, bu soruyu daha da önemli hâle getirdi. İlk sonuçlarda Boşnak üyelik için Denis Bećirović, Sırp üyelik için Željka Cvijanović ve Hırvat üyelik için Darijana Filipović önde görünüyor. Sonuçlar henüz kesinleşmiş değil. Ancak bu tablo değişmezse ülkeyi aynı Başkanlık Konseyinde buluşan, devletin geleceğine farklı pencerelerden bakan üç siyasetçi bekliyor.
Sandık bir yönetim kadrosu belirleyebilir. Ortak bir yönetme iradesi üretip üretmediğini ise önümüzdeki dönemde göreceğiz.
Bećirović’in siyasi çizgisinde Bosna Hersek’in egemenliği, toprak bütünlüğü ve devlet kurumlarının güçlendirilmesi öne çıkıyor. Kampanyasında ordunun modernizasyonunu, NATO üyeliği hedefini, üretimi ve istihdamı vurguladı. Ayrılıkçı siyasete karşı güçlü bir devlet gerektiğini savunuyor.
Dayton’a yaklaşımı da bu çerçevede: Anlaşmanın ülkenin bütünlüğünü koruyan hükümleri uygulanmalı; entitelerin varlığı bağımsız egemenlik iddiasına dönüştürülmemeli. Yüksek Temsilciliğin korunmasını savunurken de bu güvenceyi öne çıkarıyor.
Fakat Bećirović’in önündeki sınav, devletin varlığını savunmak kadar devletin çalışmasını sağlamak olacak. Egemenlik söylemi, vatandaşın hayatında sonuç üretmediğinde eksik kalır. Güçlü devletin ölçüsü yalnızca sınırlarını koruması değildir; kamu kaynaklarını denetlemesi, kurumlarına güven sağlaması ve vatandaşına hesap vermesidir.
Cvijanović’in siyasi önceliği ise Sırp Cumhuriyeti’nin hakları ve yetkileri. Kampanyasında SNSD’nin Sırp Cumhuriyeti’ne bağlılığını vurguladı. Partisinin “orijinal Dayton’a dönüş” söylemi, entite yetkilerinin korunması ve merkezîleşmeye itiraz üzerine kuruluyor. Yüksek Temsilciliğin kapatılmasını istiyor; NATO üyeliğine ilişkin Bećirović’in çizgisine de karşı çıkıyor.
Buradaki temel sorun, aynı anlaşmanın farklı siyasi amaçlarla yorumlanmasıdır. Bećirović Dayton’da devletin bütünlüğünü öne çıkarırken Cvijanović entitenin güvencelerini öne çıkarıyor.
Oysa entite haklarını savunmak, ülkenin parçalanmasını savunmakla bir tutulamaz. Dayton’un kurduğu anayasal çerçeve, Sırp Cumhuriyeti’ne tek taraflı ayrılma hakkı tanımıyor. Bu sınırın siyasi pazarlık konusu hâline getirilmesi, güveni aşındırır.
Filipović’in yükselişi ise Hırvat temsil tartışmasını yeni bir aşamaya taşıyabilir. Kampanyasının merkezinde Hırvatların eşitliği ve kendi temsilcilerini belirleyebilmesi vardı. Anayasa ve seçim reformunu, federal ilkeleri, AB üyeliğini ve NATO yönelimini savunuyor.
Onun Dayton okumasında üç kurucu halkın eşitliği belirleyici. Mevcut düzenin Hırvatların haklarını yeterince güvenceye almadığını düşünüyor; değişikliklerin iç uzlaşmayla yapılmasını istiyor.
Filipović’in kazanması, HDZ’nin önceki Hırvat üye Željko Komšić’e yönelttiği temsil itirazını hafifletebilir. Ancak seçim reformu talebini ortadan kaldırması beklenmemeli. Daha güçlü bir siyasi konum, bu talebi yeni hükümet pazarlıklarının merkezine taşıyabilir.
Burada sorulması gereken soru açıktır: Temsil güvencesi, bütün vatandaşların haklarını genişleten bir reforma mı dönüşecek, yoksa mevcut partilerin konumlarını koruyan bir düzenlemeye mi?
Benim değerlendirmeme göre yeni Konseyde sabit ittifaklardan çok, konuya göre değişen yakınlaşmalar görebiliriz. Bećirović ile Filipović AB ve NATO hedeflerinde ortaklaşabilir. Cvijanović ile Filipović ise merkezîleşmeye itiraz ve topluluk güvenceleri konusunda birbirlerine yaklaşabilir.
Fakat iki üyenin anlaşması, bütün kararların uygulanacağını garanti etmiyor. Anayasanın hayati çıkar itirazları ve parlamentodaki dengeler, kararların önünde yeni engeller oluşturabilir.
Bu nedenle ülkenin geleceğini yalnızca üç isme bağlamak yanlış olur. Asıl belirleyici göstergeler, kurulacak koalisyonlar, Bakanlar Konseyinin programı ve parlamentonun reform kapasitesi olacak.
Seçim gecesinin önemli sonuçlarından biri de Bakir İzetbegović’in kişisel yenilgisi ile lideri olduğu Demokratik Eylem Partisinin (SDA) parlamentodaki başarısının aynı anda ortaya çıkmasıdır. Anadolu Ajansının CIK verilerine dayandırdığı habere göre, normal sandıkların tamamından gelen sonuçlarda Bećirović 207 bin 281, İzetbegović ise 184 bin 602 oy aldı. SDA, devlet Temsilciler Meclisi için Federasyon’dan kullanılan oylarda 233 bin 308 oya ulaştı. Bu veriler, sonuçların resmen kesinleştiği anlamına gelmiyor.
Açıklanan parti oyları karşılaştırıldığında SDA’nın en fazla oyu alması, Başkanlık Konseyindeki zafer ile hükümet kurma gücünün farklı olduğunu gösteriyor.
İzetbegović, partisinin 2022’ye göre seçim sonucunu yüzde 25 iyileştirdiğini ve hükümetlerin kurulmasında vazgeçilmez bir ortak olacağını savunuyor. Ancak bu ifadeler, parti liderinin değerlendirmesi olarak okunmalı. Yüzde 25’lik artışın hangi ölçüte dayandığı ve SDA’nın gerçekten vazgeçilmez olup olmadığı, kesinleşmiş veriler, sandalye dağılımı ve kurulabilecek çoğunluklarla sınanmalı.
Siyasi sonuç ise açık: İzetbegović’in Konsey yarışını kaybetmesi, SDA’nın iktidar denkleminden çıktığı anlamına gelmiyor. Bećirović Konseydeki yerini korurken İzetbegović, partisinin parlamentodaki ağırlığı üzerinden siyasi etkisini sürdürebilir.
Bu tablo, reformların önüne yeni bir uzlaşma zorunluluğu çıkarıyor. Bećirović’in seçim başarısı, destekçisi partilerin hükümeti kurmasını tek başına güvenceye almıyor. SDA’nın güçlenmesi ise ona önemli bir pazarlık alanı açabilir; fakat hükümete katılımını otomatik olarak garanti etmez. Yeni dönemin yönünü, oy sıralamasından sonra oluşacak sandalye dağılımı ve koalisyon tercihleri belirleyecek.
Dolayısıyla İzetbegović’in kaybettiği bir seçimde SDA’nın güçlenmesi çelişki değildir. Bosna Hersek’te seçmen farklı makamlara farklı tercihler yapabiliyor. Asıl soru, bu çok parçalı siyasi iradenin çalışan bir hükümete dönüşüp dönüşmeyeceğidir.
Kısa vadede kapsamlı bir anayasal dönüşümden çok, sınırlı uzlaşmalar ve yeni pazarlıklar bekliyorum. AB yolunda somut reformlar mümkün. Ancak yargı bağımsızlığı ve yolsuzlukla mücadele konularında siyasi maliyet üstlenilmezse Avrupa hedefi yine söylem düzeyinde kalabilir.
Bosna Hersek’in ihtiyacı, etnik güvenceleri vatandaşın ortak geleceğiyle buluşturan bir siyaset.
Bir Boşnak ailenin geçim sıkıntısı, bir Sırp gencin işsizlik kaygısı ve bir Hırvat ailenin çocuğunu ülkede tutma isteği, ortak çözümler gerektiriyor. Liderler bu ihtiyaçlara cevap vermek yerine birbirlerini engelleme gücünü başarı diye sunarsa sandık yenilenir, tıkanıklık sürer.
Dayton savaşı durdurdu. Onun kurduğu düzeni demokratik ve işleyen bir yönetime dönüştürmek ise bugünün siyasetçilerinin sorumluluğu.
Sandık kapanırken önümüzdeki soru artık daha somut:
Konseydeki üç isim ve parlamentoda güç kazanan partiler, farklı Dayton yorumlarından ortak bir gelecek çıkarabilecek mi?